Akademisyen Anne Olmak

Türkiye’de kadın akademisyenlerin sayısının hızla artışına rağmen akademik unvan kademeleri yükseldikçe kadın sayısının azaldığı görülmektedir. Nitekim Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi 2020 verilerine göre Türkiye Üniversitelerindeki (Devlet, Vakıf, Vakıf MYO) akademik kadroların %45’ini kadınlar oluşturmaktadır. Fakat Profesörlük, Doçentlik ve Dr. Öğretim Üyesi kadrolarındaki kadın ve erkek sayılarına bakıldığında çeşitli nedenlerle bu tablonun değiştiği ve erkeklerin yoğunlukta olduklarına erişilmektedir.

Tablo 1. Türkiye Üniversitelerindeki Akademisyenlerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımı
tablo1.png

(YÖK Bilgi Sistemi’nden 06.12.2020 tarihinde alınmıştır.)

Tablo 1’e göre kadınlar diğer kadrolara göre güvencesiz olarak nitelendirilebilecek pozisyonlarda yoğunlaşmaktadırlar (Şentürk, 2015). Özellikle kadın sayısının en fazla olduğu araştırma görevliliği kadrosunda bulunan akademisyenlerin son yapılan düzenlemeler ile yüksek lisans ya da doktora eğitimlerini tamamladıktan sonra üniversitelerde çalışıp çalışamayacakları bile belirsizdir. Belirli bir kadronun üzerinde olanların yönetimde söz sahibi olabileceği şartı da göz önüne alınınca bu durumun yönetim kadrolarında da daha az sayıda kadın olmasında etkili olduğu düşünülmektedir Türkiye’de ki üniversitelerde yapılan diğer araştırmalarda bu durumu destekler niteliktedir (Öztan ve Doğan, 2015; Poyraz ve Ulusoy, 2013: Yılmaz, 2017). Kadınların akademik kadrolarda erkeklere oranla daha az sayıda yer almalarının sebebi olarak kadınların biyolojik saati, hamileliği, doğumun fiziksel talepleri ve çocuğun bakımının annenin üzerinde oluşu gösterilmektedir. Bu sorumluluklar sadece ülkemizdeki kadınlar için geçerli olmayıp, çeşitli ülkelerdeki üniversitelerde çalışan akademisyen anneler için de geçerlidir. Yapılan araştırmalar da kadınlardan beklenen ailevi sorumlulukların onların erkekler kadar yükselememelerinde ve yönetim kadrolarında daha az yer almalarında en önemli etken olarak görüldüğünü doğrulamaktadır (Kulis vd., 2002; O’Laughlin & Bischoff 2005; Van Anders 2004; Ward ve Wolf-Wendel 2005). Bu durumun en önemli göstergesi ise hamile olan kadınların biyolojik olarak bir süreliğine de olsa işlerinden uzaklaşmak zorunda kalmalarıdır. Ayrıca sadece hamilelik sürecinde değil, doğumdan sonra da çocukları belli bir yaşa gelene kadar annelerin akademik kariyerlerini erteledikleri görülmektedir. Demir’in yapmış olduğu araştırmada kadınların akademik olarak yükselmelerinde erkeklere nazaran geciktiklerini göstermektedir (Demir, 2018). Günçaydı ve arkadaşlarının yapmış olduğu 2017 yılında gerçekleştirilen çalışmada okul öncesi dönemde çocuğu olan akademisyen annelerin karşılaştıkları zorluklar ele alınmıştır. Buna göre annelerin fazla iş yükü altında ezildiklerine, idari destek görmediklerine, annelik ve akademisyenlik arasında denge kurmak için bitmek bilmeyen bir mücadele verdiklerine ulaşılmıştır (Günçavdı ve diğ., 2017). Dört akademisyen anne üzerinde yürütülen bir başka çalışmada yine bu durumun annelerin stres, uykusuzluk, fiziksel ve zihinsel problemler yaşamalarına sebep olduğuna erişilmektedir (Small ve diğ., 2011). Bu bağlamda yapılan çalışmalardan akademisyen annelerin aile hayatlarında meydana gelen değişimlerin özellikle cinsiyet rolleri ve toplumun beklentileri sebebiyle çalışma hayatlarına da yansıdığına ve iş verimliliklerini etkileyip, sorumluluklarını arttırdığına ulaşılmaktadır.

Kanmaz ve Tezel Şahin’in (2020), 20 akademisyen anne ile yapmış olduğu görüşmeler sonucunda önemli bulgular elde edilmiştir. Bunlardan ilki katılımcıların akademisyenliği zor ama bir o kadar da tatmin edici buldukları yönündedir. Katılımcıların akademisyenliği yaşam biçimi haline getirdiklerine, sosyal hayatlarında da benimseyerek, içselleştirildikleri yönündedir. Buna bağlı olarak da katılımcıların akademisyenliği seçme nedenlerinin en çok kendilerini geliştirmek, gelecek nesilleri yetiştirmek, öğrenmeyi sevmek, alanında uzmanlaşabilmek, yeni bir şeyler öğrenmek ve öğretmek olduğu görülmektedir. Bir diğer sonuç anne olmaya mantıklı bir kararla yönelen kadınların, iş yoğunluklarının azaldığı (yüksek lisans, doktora yeterlik, uygulama sonrası vb.) dönemlerde çocuk sahibi oldukları ve sonrasında kariyer gelişimlerini devam ettirdiklerini göstermektedir. Bunların dışında hastalık, yaş, kendini hazır hissetme vb. etkenlerinde hamile kalma sürecinde az da olsa rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Akademisyen annelerin çocuklarının bakımında öncelikle ailelerinden daha sonra komşuları, bakıcıları gibi kimselerden yardım aldıkları görülmekte ve sırasıyla kişisel yaşamlarında en çok eşleri ve annelerinden profesyonel yaşamda da danışmalarından destek aldıkları ya da bekledikleri sonucuna erişilmektedir. Akademisyen annelerin büyük çoğunluğun hamile olmasından ötürü olumsuz bir duruma doğrudan ya da dolaylı olarak maruz bırakılmadıkları daha çok sözle ya da ima ile bazı durumlarla baş etmek zorunda kaldıklarına rastlanmıştır. Bulgulardan akademik hayatta anne olmanın kadınları hem olumlu hem de olumsuz yönde etkilediğine ulaşılmıştır. Olumsuz etkilerinin başında zaman gelmekle birlikte genellikle yorgun olma, odak sorunu yaşama, çocuğunu özleme, bazı kongre ve sempozyumlara katılamama, daha az akademiye vakit ayırma ya da erteleme gibi problemler de görülmektedir. Duxbury ve Higgins (2001)’a göre de zamanın yeterli olmamasından kaynaklı sorunlar kadınların ev ve iş hayatlarında çatışmalar yaşamalarına sebep olmaktadır. Zamanının sınırlılığı ve kadınlardan beklenen sorumlulukların fazlalığı onları fiziksel ve psikolojik olarak yıpratmaktadır (Small ve Riley, 1990). Olumlu etkileri olarak daha sabırlı ve toleranslı biri haline geldiklerine, motivasyonlarının arttığına, daha planlı ve düzenli olduklarına ulaşılmıştır. Bir başka bulgu ise akademisyenliğin anneliğe etkisi olarak genellikle vicdan azabı duyma, suçluluk ve stres yaşama, çocuklarına yeterince zaman ayıramama, uykusuzluk ve sinirlilik olarak yansıdığıdır. Olumlu olarak ise akademisyenliğin anneleri daha bilinçli hale getirdiğine, farkındalıklarının arttığına, farklı bakış açıları kazandıklarına ve çocuklarına olumlu rol model oluşturduklarına dairdir. Sonuçlar annelik ve akademisyenlik arasında denge kurmaya çalışan kadınların her iki alanın da hakkını tam verebilmek için erkek meslektaşlarına oranla daha fazla çalıştıkları yönündedir. Şöyle ki aile ve iş dengesini sürdürebilmek için kendi kişisel ve özel ihtiyaçlarından (uyku, arkadaşları ile bir araya gelme, eğlence gibi) ödün verdiklerine, ev işleri içinde ikinci bir vardiya yaptıklarına rastlanmıştır. Bu durum da kadınlarda uykusuzluk, mutsuzluk, stres, memnuniyetsizlik gibi birtakım sorunlara yol açmaktadır. Güner’in (2008) çalışmasında da kadın akademisyenlerin çocukların bakımı vb. konularda sosyal hayatlarından taviz verdiklerine ulaşılması çalışmanın bulgularını destekler niteliktedir. Topgül (2016) yaşanılan bu sürecin kadınların hayat kalitesini düşürerek zihinsel yorgunluğa yol açtığını söylemektedir. Ayrıca Pichler (2008) de Avrupalı aileler üzerinde yürüttüğü çalışmasında iş yoğunluğundan evdeki sorumlulukların kimi zaman yerine getirilmesinin zorlaştığını ve bu durumunda iş ve aile yaşamındaki dengeyi etkilediğini belirtmiştir. Günümüzde bu yaşananlar kadınların statüleri, gelirleri ya da eğitimleri ne olursa olsun toplumun atfettiği cinsiyet rollerinden kaçamadıklarının bir göstergesidir (Dikmen ve Maden, 2012). Cinsiyetçi tavır ve beklentilerin dışında akademisyen annelerin en çok karşılaştıkları problemlerin başında zaman gelmektedir. Geriye kalan problemler ise stres, eve iş götürmek, yetersizlik hissi, çocuğuna da işine de yetememek, iş yükünün fazla oluşu ve mobingdir. Yine de akademisyen annelerin büyük çoğunluğunun herhangi başka bir mesleği yapmayı düşünmediklerine, işlerine aşkla ve şevkle yaklaştıklarına ulaşılmıştır. Bu konuyla ilgili olarak katılımcılar akademisyen anne adaylarına eşitlikçi bir karı-koca ilişkisi, planlı gebelik, anlayışlı ve saygılı bir evlilik uyumu yakalamayı tavsiye etmişlerdir. Burke ve Greenglass’a (1999) göre de, iş ve aile yaşamında eş desteği büyük önem taşımaktadır. Son olarak katılımcılar anne olmak için geç kalmamalarını ve bunun tadını çıkarmalarını eklemişlerdir.

Elde edilen bulgular ışığında aşağıdaki önerilere yer verilmiştir.
  • Ebeveynlik tutumları ile ilgili olarak anne-baba eğitimleri düzenlenebilir ve üniversitelerde bu eğitimler yaygınlaştırılarak eşli katılımlar teşvik edilebilir.
  • Akademide çalışan kadınların eşleriyle birlikte katılacakları toplumsal cinsiyet rollerini içeren çalışmalar, çiftler arasında empatiyi arttırabilir.
  • Üniversiteler akademisyen annelerin mesleki ve ev sorumluluklarıyla başa çıkmasına yardımcı olacak kurumsal politikalar geliştirebilirler.
  • Kariyer ve anneliği dengelemeye çalışan kadınları destekleyen akademik bir ortam oluşturmak için daha fazla araştırma ve çalışmalar yapılabilir.
  • Üniversitelerdeki kreş ve anaokulu hizmetlerinin erişilebilirliğini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılabilir.
  • Üniversitelerde başarılı ve yönetim kadrolarında bulunan akademisyen annelerin görüşlerini paylaştığı, genç akademisyenlere tavsiyelerde bulunduğu ağlar oluşturulabilir.
  • Kadınların yeterince temsil edilmediği düşünülen üniversitelerde yönetimde cinsiyet kotası getirilebilir.
  • Üniversitelerde toplumsal cinsiyet rolleri hakkında farkındalık eğitimleri düzenlenerek, sadece Türkiye’den değil dünyanın birçok yerinden de bu konuyla ilgili alanında uzman kişiler davet edilerek sempozyumlar, workshoplar vb. düzenlenebilir.

Prof. Dr. Fatma Tezel Şahin - Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi (hakkında)

Öğr. Gör. Tuğba Kanmaz - Dumlupınar Üniversitesi, Çocuk Gelişimi (hakkında)

Bu çalışma KADIN ÇALIŞMALARINA SOSYOLOJİK, KÜLTÜREL ve EDEBİ BİR BAKIŞ kitabı içerisinde yer alan Kanmaz, T. ve Tezel Şahin, F. (2020)’in ‘’Akademisyen Anne Olmak’’ isimli araştırmasının sadeleştirilmiş halidir.



Kaynakça

-Burke, R. J., & Greenglass, E. R. (1999). Work-family conflict, spouse support, and nursing staff wellbeing during organizational restructuring. Journal of Occupational Health Psychology, 4, 327-336.
-Demir, S. (2018). Akademide Kadın: Farklı Disiplinlerden Kadınların Akademideki Yeri ve Aile Yaşamlarıyla Etkileşimi. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi , 6 (1) , 187-210 . DOI: 10.14782/marusbd.412643
-Dikmen, N., & Maden, D. (2012). Kadın Akademisyenlerin Görünmeyen Emeği Üzerine Bir Araştırma: Ordu Üniversitesi Örneği, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 4(2), ss.235-250.
-Duxbury, L., & Higgins, C. (2001). Work-Life Balance in the New Millennium: Where are we? Where do we need to go?. CPRN Discussion Paper, October 2001. http://www.cprn.com/docs/work/wlb_e.pdf sayfasından erişilmiştir.
-Günçavdı, G., Göktürk, Ş., & Bozoğlu, O. (2017). An Insight into The Challenges Faced by Academic Women with Pre-School Age Children in Academic life, Universal Journal of Educational Research, 5(6), ss: 953- 959.
-Güner, A. (2008). Kadının Çalışma Yaşamındaki Sorunlarına Yönelik Algıları. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
-Kulis, S., & Sicotte, D. (2002). Women scientists in academia: Geographically constrained to big cities, college clusters, or the coasts?. Research in Higher Education, 43 (1), 1-30.
-O’Laughlin, E. M., & Bischoff, L. G. (2005). Balancing parenthood and academia work/family stress as influenced by gender and tenure status. Journal of Family Issues, 26(1), 79-106.
-Öztan, E., & Doğan, S. N. (2015). Akademinin Cinsiyeti: Yıldız Teknik Üniversitesi Örneği Üzerinden Üniversite ve Toplumsal Cinsiyet, Çalışma ve Toplum, 46(3), ss. 191-222.
-Pichler, F. (2008). Determinants of Work-Life Balance: Shortcoming in the Contemporary Measurement of WLB in Large Scale Surveys. Social Indicators Research, 92 (3), 449- 469.
-Poyraz, B. & Ulusoy, S. (2013). Bilim Mühendislik ve Teknolojide Kadın Akademisyenler Ağı Ankara Üniversitesi Raporu, Ankara: Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Birimi. https://docplayer.biz.tr/34080973-B...misyenler-agi-ankara-universitesi-raporu.html sayfasından erişilmiştir.
-Ryff , C. D., & Singer, B. (2004). Interpersonal flourishing: a positive health agenda for the new millennium. Pers Soc Psychol. 4, 30–44.
-Small, J., Harris, C., Wilson, E., & Ateljevic, I. (2011). Voices of Women: A Memory Work Reflection on Work-Life Dis/ Harmony in Tourism Academia, Journal of Hospitality, Leisure, Sportand Tourism Education, 10(1), ss. 23-36.
-Small, S. A., & Riley, D. (1990). Toward a multidimensional assessment of work spillover into family life. Journal of Marriage and the Family, 52, 51-61.
-Şentürk, B. (2015). Çokuz Ama Yokuz: Türkiye’deki Akademisyen Kadınlar Üzerine Bir Analiz, ViraVerita E-Dergi, 2; 1-22.
-Topgül, S. (2016). İş ve Aile Yaşamı Dengesi (zliği)nin Kadın Çalışanlar Üzerindeki Etkileri. Yönetim ve Ekonomi: Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 23 (1), 217-231. DOI: 10.18657/yecbu.64152.
-Van Anders, S. M. (2004). Why the academic pipeline leaks: Fewer men than women perceive barriers to becoming professors. Sex roles, 51(9- 10), 511-521.
-Ward, K., & Wolf Wendel, L. E. (2005). Work and family perspectives from research university faculty. New Directions for Higher Education, 2005 (130), 67-80.
-Yılmaz, G. A. (2017). Marmara Üniversitesinde Kadının Yeri, Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 1(1), ss. 1-15.
-YÖK-Yüksek Öğretim Bilgi Yönetim Sistemi. 06 Aralık 2020 tarihinde https://istatistik.yok.gov.tr sayfasından erişilmiştir.
 

Kayıt Ol

Üst